Suudi Arabistan’dan nükleer silah… Ortadoğu’da işler karışıyor

İtalyan uluslararası ilişkiler düşünce kuruluşu Istituto Affari Internazionali’de (IAI) Manuel Herrera imzalı yayınlanan bir rapor Ortadoğu’da Suudi Arabistan başta olmak üzere nükleer silahlanmaya giden bir yolun olduğuna dikkat çekti.

Herrera raporunda özellikle İsrail ile Hamas arasında yaşanan çatışmaların Suudi Arabistan’ın Nükleer programının silahlanmaya kayabileceği uyarısını yaptı.

Hamas’ın İsrail’e yönelik saldırılarına üç haftadan az bir süre kala, 20 Eylül 2023’te, Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Fox News’a verdiği bir röportajda, İran’ın kendi nükleer silahını geliştirmesi durumunda ülkesinin nükleer silah “almak zorunda kalacağını” öne sürdü.

Son yıllarda, Suudi Veliaht Prensi ve önde gelen hükümet yetkililerinin, ülkenin nükleer enerji arayışına ilişkin sık sık yaptığı açıklamalar, onların gerçek niyetleri hakkında endişelere yol açtı. Suudi Arabistan, yalnızca zenginleştirme ve yeniden işleme yeteneklerini de kapsayan nükleer yakıt döngüsünde tam özerkliğe ulaşmayı hedeflediğini kamuoyuna duyurmakla kalmadı, aynı zamanda koşullar gerektirdiğinde bu teknolojinin nükleer bir mühimmatın geliştirilmesi için potansiyel olarak kullanılacağını da ima etti.

7 EKİM SALDIRILARI ÖNCESİNDE KAPI AÇILMIŞTI

7 Ekim saldırıları öncesinde İsrail ile diplomatik ilişkileri normalleştirme çabaları, potansiyel olarak ABD’nin Riyad’a gerekli teknoloji ve yakıtı sunmasının kapısını açmış gibi görünüyordu. Ancak Hamas’ın İsrail’e yönelik saldırganlığı sonucu bölgede ortaya çıkan kriz, tüm sürecin uygulanabilirliğini sorguluyor.

Özellikle Nükleer Silahların Yayılmasının Önlemesi Antlaşması’na (NPT) taraf olmayan ve nükleer silahlara sahip olduğuna inanılan bir ülke olan İsrail, normalleşmenin bir parçası olarak Suudi Arabistan’ın nükleer enerji santrali inşa etme talebine boyun eğilmesi konusundaki endişelerini dile getirdi. Zira anlaşma tehlikeli bir emsal teşkil edebilir ve potansiyel olarak Orta Doğu’da bir nükleer silah yarışını tetikleyebilir.

İsrail’in, Suudi Arabistan’ın potansiyel nükleer yakıt zenginleştirme ve yeniden işleme yetenekleri edinebileceğine ilişkin dile getirdiği endişeler, bu tür yeteneklerin Suudi Arabistan’ı nükleer program geliştirme açısından İran’a yaklaştıracağı gerçeğine işaret ediyor. Riyad ile Tahran arasında uzun süredir devam eden rekabet göz önüne alındığında, böyle bir durum bölgesel rekabeti ve güvenlik dinamiklerini daha da yoğunlaştırabilir.

Daha genel anlamda, Suudi Arabistan’ın bu tür yeteneklere sahip olmasına izin verilmesi, uluslararası düzeyde sorunlu bir emsal teşkil edebilir. Bu muhtemelen Mısır veya Türkiye gibi bölgedeki diğer ülkeleri de benzer nükleer kapasiteleri takip etmeye teşvik edebilir ve bu da zaten istikrarsız olan Orta Doğu’da nükleer silahların yayılmasına yol açabilir.

HEDEFLER DONDURULDU

Son haftalarda, 7 Ekim saldırıları ve ardından Tel Aviv-Riyad ilişkilerinin normalleşmesini askıya alan İsrail-Hamas savaşı sonucunda Suudi Arabistan’ın nükleer enerji geliştirme hedefleri bir kez daha donduruldu. Bununla birlikte, Suudi yönetimi nükleer enerjinin geliştirilmesini gelecek için uygulanabilir bir plan olarak görmeye devam ediyor ve çatışmaya diplomatik bir çözüm getirilmesinin müzakereleri yeniden rayına oturtacağını umuyor. Ancak daha geniş düzeyde, bu tür planların ilerlemesinin önündeki en büyük engel varlığını sürdürüyor.

Uluslararası toplumun özellikle şeffaflıktan yoksun olması ve Suudi rejimine olan güven eksikliği. Bu endişeleri en aza indirmek için Suudi Arabistan, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu ek protokolünü imzalama yükümlülüğüne Riyad’ı dâhil etmeyi kabul edebilir ve ayrıca silah geliştirme için uranyum zenginleştirme kapısını kapatmak amacıyla teknoloji ve yakıtın dış tedarikçilerden sağlanacağını açıklığa kavuşturabilir.

Suudi Arabistan ile İran arasındaki ilişkilerin, özellikle bölgesel güvenlik konusundaki istişareler açısından normalleştirilmesi ve ilgili nükleer gelişmeye ilişkin doğru olmayan iletişimlerin önlenmesi yönünde daha fazla çaba gösterilmesi, bu endişeleri gidermenin başka bir yolu olabilir. Genel olarak, Suudi Arabistan’ın nükleer programına ilişkin şeffaflığı artırması ve Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu ile etkili bir şekilde işbirliği yapması acil bir ihtiyaç olduğu değerlendirilmesi yapılıyor.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*