Quo vadis CHP?

İmamoğlu’nun da içerisinde olduğu CHP’li yöneticilerin tutuklanmasının ardından parti yönetimi, iki aşamalı bir süreç yönetimi takip etmektedir. ilki partinin içerisine bakan ve kurultay kararı başta olmak üzere siyasetin nasıl belirleneceği ile ilgili. İkincisi ise sokağın mobilizasyonu ve boykot gibi kararları da içerisine alan toplumsal muhalefeti genişletme çabası. Kurultay kararının alınması, her ne kadar parti yönetiminin mevcut gelişmeler karşısındaki konsolidasyonunu tahkim etmek olarak yorumlansa da reel-politik açısından konunun daha farklı yönleri olduğu aşikar.

Siyasetin her şeye rağmen kendi mecrasında aktığı gerçeğini hatırda tuttuğumuzda, CHP kurultayının parti içi iktidar mücadelesinin bir yansıması olduğu da görülecektir. Nitekim, Kılıçdaroğlu’nun çok kısa bir süre içerisinde İmamoğlu’nu Silivri’de üçüncü kez ziyaret ediyor oluşu, sadece İmamoğlu ile ilgili hukuki sürece itirazın bir sonucu olarak yorumlanamaz.

Uzunca bir süredir Özgür Özel’den bir lider yaratma stratejisinin hem İmamoğlu hem de Kılıçdaroğlu açısından yaratacağı endişe ve riskler çok açık.

DENGELEME ÇABALARI

Bu perspektiften bakıldığında, Kurultay’da Kılıçdaroğlu’nun özellikle parti meclisinde mevzi kazanma gibi bir stratejiyle Özgür Özel’i dengeleme çabası söz konusu olabilir. Diğer yandan çok kuvvetli bir ihtimal olmasa da İmamoğlu’nun desteğiyle ve delegenin çağrısı ile Kılıçdaroğlu, Özel karşısında aday olur ve yeniden Genel Başkan olabilir. Fakat Kılıçdaroğlu’nun İmamoğlu’nun desteğini almaksızın Özel’in karşısına çıkması mümkün değil. Nitekim böyle bir adımın atılması, hem CHP’deki konsolidasyon çabalarını bozma olarak görülecek hem de partinin bugün oluşturmaya çalıştığı sinerji açısından büyük bir sorun olarak algılanacaktır.

Özel’den yeni bir lider yaratma rüzgarının İmamoğlu açısından taşıdığı risk ise hukuki süreçlerin neticelenmesi sonrasında İmamoğlu’nun partideki geleceğinin ne olacağı ile ilgili belirsizlik. Siyasetin kurallarının işlediği bu denklemde, vekaleten Genel Başkan koltuğunda oturmadığını ispatlama gibi bir yükümlülük hissi ile hareket eden Özel’in süreç yönetimi, parti elitlerini rahatsız edecek bir şekilde ilerlemektedir. Öyle ki öteden beri İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanlığı adaylığını bizatihi Özel’in geciktirdiği yönündeki spekülasyonların parti içerisinde de yapılması bu durumu doğrulamaktadır.

BOYKOTUN STRATEJİSİ

Sokak siyaseti üzerinden kitlelerin konsolide edilmesi ve boykot uygulanması da Özel’in liderliğini pekiştirme stratejisi olarak değerlendirilebilir. İlgili hukuki sürecin yönetilmesi noktasında sokağın mobilizasyonu ve boykot gibi kararlar, süreç yönetimi noktasında Özel’in kendisine atfedilen sınırları aşmaya çalıştığını göstermektedir. Özel’in son günlerde boykotun yarattığı sorunları görmezden gelmesi ve olası çatışmaları dikkate almayarak derinleştirme ısrarı, kendi gücünü tahkim etme arayışı olarak da yorumlanabilir.

Fakat buradaki temel sorun, boykotun derinleştirilerek genel bir satın almama stratejisine dönüştürülmesindeki amacın ne olduğu ile ilgili net bir tutumun olmayışı.

Küresel ölçekteki benzer eylemlerin yer yer bir replikasına dönüşen CHP’nin boykot stratejisi, hiç kuşkusuz ekonomik kırılganlık yaratmayı hedeflemektedir.

İktidarın, ekonomi alanında yaşaması beklenen olası sorunlar üzerinden toplumsal muhalefeti derinleştirme ve seçimlerin yenilenmesi talebini içeren bu perspektifin başarılı olamama durumunda ne tür bir eylemin devreye sokulacağı da belli değil.
Özel’in CNN ve özellikle BBC röportajının satır aralarında karşımıza çıkan terk edilmişlik hissi ve yalnız kalma duygusu, CHP’nin elindeki seçeneklerin de ne denli sınırlı olduğunu gösteriyor.

Sürecin başında Avrupa ve ABD’den istediği tepkiyi alamayan CHP’nin, on yıllar önce sahip olduğu bürokratik vesayet mekanizmalarında da yoksun oluşu, yeni bir arayışı gündeme getirdi.

Sokak siyaseti üzerinden toplumsal ayrışma ve boykotu herhangi bir strateji olmaksızın genişletme çabası olarak gündeme gelen bu arayış, bir sıkışmışlığın sonucu olarak da okunabilir.

CHP’nin mevcut durumu çatışma üzerinden sürdürebilme koşullarının sadece boykot ve sokağa indirgenmesi, sonuç alınabilmesini de güçleştirecektir. Böyle bir durumda, CHP’nin iktidara alternatif olabilme ve Türkiye’yi yönetme kapasitesi ile ilgili tartışmalar daha fazla gündeme gelecek ve olası CHP iktidarında Türkiye’nin nereye evrileceği ile ilgili endişeler de artacaktır.

Related Posts